2 Nisan 2010 Cuma

GEÇMİŞ UYGARLIKLAR


Dünyayı Allah insanlar için özel bir sınama yeri olarak var etmiştir. Tarih boyunca da insanları uyarıp korkutmak, doğru yola davet etmek için elçilerini hak kitaplarla göndermiştir. Bugün de        Allah'tan gelmiş ve inananlar için bir hidayet rehberi olan hak kitap elimizdedir. Doğruyu yanlıştan ayıran, geçmişte inkar eden kavimlerin başlarına gelenlerle bizi uyarıp korkutan bu kitap, Kuran'dır.

Biz, onlardan önce nice insan nesillerini yıkıma uğrattık; ( şimdiyse) onlardan hiçbirini hissediyor veya onların fısıltılarını duyuyor musun? ( Meryem Suresi,98)


Allah Kuran'da, tarih boyunca yaşamış tüm kavimlere doğru yolu gösterdiğini ve onlara elçileri vasıtasıyla dünyanın geçiciliğini, gerçek yurdun ahiret olduğunu hatırlattığını bildirmiştir. Ancak yine Kuran'dan öğrendiğimize göre, insanların çoğu inkarda diretmişler ve elçilerin davetine icabet etmemişlerdir. Bunun üzerine de Allah onları hiç beklemedikleri şekilde azapla yakalamış ve bir kısmını da tamamen yeryüzünden silmiştir. Kuran'da şöyle denir:

Ad'ı, Semud'u, Ress halkını ve bunlar arasında birçok nesilleri (yok ettik). Biz (onlardan) her birine örnekler verdik ve her birini darmadağın edip mahvettik. Andolsun, onlar, üstüne felaket yağmuru yağdırılmış bulunan o ülkeye uğramışlardır; yine de onu görmüyorlar mıydı? Hayır, onlar dirilmeyi ummuyorlardı. (Furkan Suresi, 38-40)

Geçmiş uygarlıkların başlarına gelenlerden bizim almamız gereken ders ise ayetlerde şöyle bildirilir:

Kendilerinden önce nice nesilleri yıkıma uğrattığımızı görmüyorlar mı? Biz, sizi yerleşik kılmadığımız bir biçimde onları yeryüzünde (büyük bir güç ve servetle) yerleşik kıldık; gökten üzerlerine sağanak (bol yağmurlar) yağdırdık, nehirleri de altlarından akar yaptık. Ama günahları nedeniyle Biz onları yıkıma uğrattık ve arkalarından başka nesiller (inşa edip) var ettik. (Enam Suresi, 6)
Yine bu konuda insanları uyarıp korkutan ve düşünüp öğüt alabilenler üzerinde etkisi olan bir başka ayet ise şöyledir:
Biz bunlardan önce nice nesiller yıkıma uğrattık ki onlar, zorbaca yakalamak (yakıp-yıkmak, baskı ve şiddetle yönetmek, sindirmek) bakımından kendilerinden daha üstündüler; şehirlerde (yerin üstünü altına getirip, sayısız kazı, inşaat ve araştırmalarla her yanı) delik-deşik etmişlerdi. (Ama) kaçacak bir yer var mı? Hiç şüphesiz, bunda, kalbi olan ya da bir şahid olarak kulak veren kimse için elbette bir öğüt (zikir) vardır. (Kaf Suresi, 36-37)

Yukarıdaki ayetlerde de görüldüğü gibi, geçmişte yaşamış toplumlarla ilgili haberlerin verilmesinin en önemli sebebi, bugünkü insanların aynı duruma düşmekten sakınmalarını sağlamaktır. Gerçekten de eski toplumların başına gelen felaketlere ve onlara ait arkeolojik kalıntılara, sadece herhangi bir tarihsel bilgi gözüyle bakmak çok yanlış olur. "Bunu, hem çağdaşlarına, hem sonra gelecek olanlara 'ibret verici bir ceza' takva sahipleri için de bir öğüt kıldık" (Bakara Suresi, 66) ayetinde de bildirildiği üzere, bu olaylar birer ibret vesilesi ve geride kalan insanlar için birer öğüttürler.

Ancak şunu da göz önünde bulundurmak gerekir: Allah, inkarda direnen bu toplumlara, hemen bir azapla karşılık vermemiş; bilakis hepsine, "belki dönerler diye" uyarıcılar göndermiştir. Ayrıca insanlara dünyada isabet eden bütün zorlukların, ahiretteki zorlu azabın birer hatırlatıcısı olduğu da Kuran'da belirtilmektedir:

Andolsun, Biz onlara belki (inkarcılıktan) dönerler diye o büyük azaptan önce, yakın (dünyevi) azaptan da taddıracağız. (Secde Suresi, 21)

Helak ise, söz konusu toplumların bu uyarıları dinlememeleri ve taşkınlıklarını daha da artırarak sürdürmelerinin ardından gelmiştir. Allah, bozgunculuk yapan böyle toplumları yok etmiş ve onların yerine yeni halklar getirmiştir. Çünkü bahsedilen kavimler, Allah'ın kendilerine verdiği zenginlik, güzel evler ve sanat yapıları içerisinde, Allah'ı unutarak günlerini, aylarını, yıllarını sadece boş amaçlar içinde geçirmişlerdir. Yeryüzünde sahip oldukları şeylerin sürekli bozulmaya, eskimeye uğradığını düşünmemiş, bunlarla Allah'ın onları denediğini ve kısa süre içinde hepsinin yok olacağını akledememişlerdir. Ölümün ardından sonsuza kadar kalacakları bir mekan olduğunu akıllarına getirmeden, sadece içinde bulundukları anı yaşamışlar; ölümle birlikte başlayacak olan sonsuz yaşam son derece yakınken, dünya hayatını ebedi zannetmişlerdir. Oysa bu aldanış, kendilerine hiçbir yarar sağlamamış; başlarına gelen felaketler, aradan binlerce yıl geçmesine rağmen birer ibret vesilesi olarak sonraki nesillere aktarılmış, unutulmayacak birer tarihsel olay olmuştur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder