İnsanın nefsi, sınırsız bir mal, mülk ve servet sahibi olmanın yanısıra, kendisi öldüğünde soyunu devam ettirecek olan çocuklar edinmenin tutkusu ile de doludur. Ne var ki Kuran'da bu tutkunun, Allah'ın rızası temeli üzerine kurulmadığı takdirde, insanı Allah'ın zikrinden ayıran ve en önemlisi O'na ortak koşmaya kadar götüren saptırıcı bir unsur olabileceği bildirilmiştir. İnsan Allah'ın kendisine vermiş olduğu çocuklarla da denenmekte ve Allah'ın razı olacağı tavırlar gösterip göstermeyeceği gözlemlenmektedir. "Mallarınız ve çocuklarınız sizin için ancak bir fitne (bir deneme)dir. Allah ise, büyük ecir (en güzel karşılık) O'nun Katında olandır" (Teğabun Suresi, 15) ayetiyle de bu açıkça bildirilmektedir.
Ayette mallar ve çocuklar için "fitne" kelimesinin kullanılmış olması oldukça dikkat çekicidir. Bazı insanlar, dünyanın bir süsü haline gelen çocuk sahibi olma fikrini, hayatının en önemli amaçlarından biri olarak görmektedir ler. Allah Kuran'da, çocukların insan için büyük bir deneme konusu olduğundan bahsetmekte; çocuğa ancak Allah'ın rızası gözetilerek sahip olunması gerektiğini, bunun haricinde olanların ise insan için gizli bir şirk koşma olacağı üzerinde durmaktadır. Allah'ın kendilerine verdiği çocuğu, Allah'ı unutarak bir "yaşam gayesi" haline getiren ve böylece O'na ortak koşan ailelerin örneği Kuran'da şöyle anlatılır:
O, sizi tek bir nefisten yarattı ve kendisiyle durulup-yatışması için ondan eşini var etti. Onu (eşini) örtüp-bürüyünce, o da bir yük yüklendi de bununla (bir süre) gezindi. Nitekim ağırlaşınca, ikisi Rableri olan Allah'a dua ettiler: "Eğer bize salih (bir çocuk) verirsen, andolsun şükredenlerden olacağız." Ama O, onlara salih (bir çocuk) verince, kendilerine verdiği şey konusunda O'na ortaklar kılmaya başladılar. Allah, onların şirk koştuklarından yücedir. Kendileri yaratılıp dururken, hiçbir şeyi yaratamıyan şeyleri mi ortak koşuyorlar? (Araf Suresi, 189-191)
Hani İmran'ın karısı: "Rabbim, karnımda olanı, "her türlü bağımlılıktan özgürlüğe kavuşturulmuş olarak" sana adadım, benden kabul et. Şüphesiz işiten bilen Sensin Sen" demişti... (Al-i İmran Suresi, 35)
Hz. İbrahim'in duası ise şu şekildedir:Rabbimiz, ikimizi Sana teslim olmuşlar kıl ve soyumuzdan Sana teslim olmuş bir ümmet (ver). Bize ibadet yöntemlerini göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz, Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin. (Bakara Suresi, 128)
Yukarıdaki ayetlerde örnek gösterildiği şekilde çocuk sahibi olmak, kuşkusuz hayırlı bir sonuç doğurur. Allah'ın razı olacağı, Kuran ahlakını benimsemiş bir mümin yetiştirmek bir ibadet hükmüne geçebilir. Ancak aksi bir niyette insan dünyada da, ahirette de bu niyetinin kötü sonucu ile karşılaşabilir. Eğer çocuğu Allah'ın kendisine lütfedeceği bir emanet olarak görmez de, kendisine ait olan ve onun sayesinde çevresine böbürlenip gururlanacağı bir gösteriş unsuru sayarsa, doğru yoldan sapmış olur.
Bunun ahiretteki karşılığı ise yıkıcıdır. Ahiret günü, dünyada kendine en büyük destekçi gördüğü çocuğunu unutur; hatta azaptan kurtulabilmek için eşini, ailesini, kardeşini fidye vermek istediği gibi çocuğunu da fidye vermek ister. Böylece azaptan kurtulabileceğini sanır. Fakat o gün azaptan hiçbir şekilde kaçış yoktur.
Aslında cahiliye toplumu insanları için çocuk yalnızca ahirette değil, dünyada da pek çok probleme sebep olur. İlk başta çocuklar, doğumlarından itibaren ailelerinin büyük bir vaktini alır ve çok büyük zorluklarla yetişirler. Bu zorluğu anne, daha hamilelik döneminden itibaren hissetmeye başlar. Çünkü herşeyini bedeni içinde taşıdığı bebeğe göre ayarlamak zorundadır. Yiyeceğine, içeceğine ve hareketlerine titizlik göstermesi gerekmekte, özellikle hamileliğin son aylarında, artık doğru dürüst hareket edemez bir hale gelmektedir. Kaldı ki çocuk doğduktan sonra da, insan için başlı başına bir meşgale olur. Anne, sanki ayağından bir yere bağlanmış gibi, bebekten ayrı hareket edemez hale gelir. Çocuğun bir an önce büyümesi beklenirken, bu süre zarfında kendi yaşamındaki yılların ne kadar hızlı geçtiğinin farkına bile varamaz. Allah rızası için sabredildiğinde büyük bir ibadet hükmüne geçecek olan bu zorluklar, cahiliye kültürüne sahip bir insan için amaçsız bir sıkıntı haline dönüşebilir.
Cahiliye kültüründe karşılaşılan en büyük hayal kırıklığı çocukların büyümesiyle yaşanır. Allah'ın emrettiği ahlak doğrultusunda eğitilmeyen bir çocuk, doğal olarak cahiliye toplumunun bozuk ahlakını benimser. Bu kötü ahlakın neticesinde ise ancak anne babasına karşı isyankar, vefasız bir insan ortaya çıkabilir. Anne-baba çocuklarını bir nevi gelecek garantisi olarak görmüş, onun ileride, yaşlılık dönemlerinde kendilerinin en büyük destekçisi olacağını sanmışlardır. Oysa isyankar bir ahlakla yetişen kişi, çoğu kez bu inceliklerden tamamen yoksundur. Kendi isteklerini gerçekleştirmeye, çıkarlarını korumaya çalışacak, anne ve babasının kendisi ile ilgili planlarını da ancak bu çıkarlarına uyarsa yerine getirecektir. Hatta anne-babanın kendilerini bir huzurevinde terk edilmiş olarak bulmaları da az rastlanan bir sonuç değildir.
Oysa Kuran ahlakıyla yetiştirilmiş bir çocuğun davranışları bambaşkadır. Çünkü Kuran'da anne babanın emeğinden, onlara karşı gösterilmesi gereken saygıdan bahsedilir ve yaşlılık zamanında onları incitmemek emredilir:
Rabbin, O'ndan başkasına kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilikle-davranmayı emretti. Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa, onlara: "Öf" bile deme ve onları azarlama; onlara güzel söz söyle. Onlara acıyarak alçakgönüllülük kanadını ger ve de ki: "Rabbim, onlar beni küçükken nasıl terbiye ettilerse Sen de onları esirge." (İsra Suresi, 23-24)
Dünyayı düşünüp yetiştirdiği çocuğunda ise istediğini bulamayacağı gibi, aynı zamanda ahirette de ne çocuğunun kendisine, ne de kendisinin çocuğuna bir faydası olacaktır. Kuran'da bu durum şöyle bildirilir:
"… Fakat 'kulakları patlatırcasına olan o gürleme' geldiği zaman kişi o gün kendi kardeşinden kaçar; annesinden ve babasından, eşinden ve çocuklarından. O gün onlardan her birisinin kendine yetecek bir işi vardır." (Abese Suresi, 33-37)
Bizim Katımızda sizi (bize) yaklaştıracak olan ne mallarınız, ne de evlatlarınızdır; ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka. İşte onlar; onlar için yaptıklarına karşılık olmak üzere kat kat mükafaat vardır ve onlar yüksek köşklerinde güven içindedirler. (Sebe Suresi, 37)
Gerçekten inkar edenlerin ise, ne malları, ne çocukları, onlara Allah'tan yana bir şey sağlayamaz. İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda temelli olarak kalacaklardır. (Al-i İmran Suresi, 116)
Ne malları, ne çocukları onlara Allah'a karşı hiçbir şeyle yarar sağlamaz. Onlar, ateşin halkıdır, içinde süresiz kalacaklardır. (Mücadele Suresi, 17)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder