Birçok insan dünyada eksiksiz bir yaşantı kurarak, son derece mükemmel bir hayat sürdürebileceğini zanneder. Buna göre, hayal ettiği zenginliğe sahip olduktan sonra mutlu olacak, istediği itibarı kazanacak, bu durum hayatının sonuna kadar da böyle devam edecektir. Oysa Allah'ı ve ahireti unutan bir insanın hiçbir zaman tam istediği, hayalini kurduğu gibi bir hayatı olamaz. Çünkü istediği ilk şeye kavuştuğunda daha da iyisini ve fazlasını istediğini anlar. Parası olur, yetinmez, çok daha fazlasını kazanmak için çalışır. Evi olur, beğenmez; muhakkak daha hoşuna giden bir ev görüp, onu almak için çaba harcamaya başlar. Her sene değişen zevklerinden dolayı evinin içini de, kendi kıyafetlerini de beğenmez, sürekli olarak daha güzel mobilyaların ve giysilerin hayalini kurar. Nitekim aşağıdaki ayette inkarcı insanın içinde bulunduğu bu ruh hali en açık şekilde tarif edilmiştir:
Kendisini tek olarak yarattığımı Bana bırak; ki Ben ona "alabildiğine geniş kapsamlı bir mal" verdim. Göz önünde hazır çocuklar. Ve sayısız imkan ve fırsatları önüne serdim. Sonra, daha arttırmam için tamah eder. (Müddessir Suresi, 11-15)
Kuşkusuz bu örnekler çoğaltılabilir. Ancak bunlardan daha da etkilisi, kişinin, malının, mülkünün "keyfini sürebileceği" ömrünün kısıtlı oluşudur. Her insan hızla kaçınılmaz sona doğru ilerlemektedir. Ancak bazı insanlar yaşamları süresince bu gerçeği fark edememekte ve Kuran'da bildirildiği gibi; "gerçekten malının kendisini ebedi kılacağını" ( Hümeze Suresi, 3) sanmaktadır lar. Bu sapkın inanca öylesine körü körüne bağlanmışlardır ki, ahirette Allah'ın huzurunda azabı gördüklerinde bile, sahip olduklarını fidye vermeye çalışarak kurtulmak isteyeceklerdir ama elbette artık geç kalmış olacak ve verdikelri hiçbir şey kabul edilmeyecektir:
Onlar birbirlerine gösterilirler. Bir suçlu-günahkar, o günün azabına karşılık olmak üzere, oğullarını fidye olarak vermek ister; Kendi eşini ve kardeşini, ve onu barındıran aşiretini de; yeryüzünde bulunanların tümünü (verse de); sonra bir kurtulsa. Hayır, doğrusu o (cehennem), cayır cayır yanmakta olan ateştir. (Mearic Suresi, 11-15)
Böyle bir kavrayışa sahip olmayan insanlar ise dünyada kazandıklarının bir anlamının olmadığını, kendilerine aslında tüm bunların az bir kazanç sağladığını, en önemlisi de bu kazancı en fazla 60-70 sene kullanabildiklerini düşünmezler. Sahip oldukları mallarını, çocuklarını, evlerini, arabalarını, tüm servetlerini bir gün gelip dünyada bırakarak mezara konacakları gerçeğini unutur, bitmek bilmeyen ve asla ulaşamayacakları bir zenginlik hasretiyle ömürlerini geçirirler.
Oysa kendisini yaratan Allah'ı unutup malına güvenen kişi dünyada da, ahirette de hüsrana uğrayacaktır:
Şüphesiz inkar edenler, onların malları da, çocukları da kendilerine Allah'tan (gelecek azaba karşı) hiçbir şey kazandırmaz. Ve onlar ateşin yakıtıdırlar. (Al-i İmran Suresi, 10)
"Mal yığıp biriktiren ve onu saydıkça sayan" kimselerin durumu Kuran'da şöyle bildirilmektedir:
Ki o, mal yığıp biriktiren ve onu saydıkça sayandır.
Gerçekten malının kendisini ebedi kılacağını mı sanıyor?
Hayır; andolsun o, 'hutame'ye atılacaktır.
"Hutame"nin ne olduğunu sana bildiren nedir?
Allah'ın tutuşturulmuş ateşidir.
Ki o, yüreklerin üstüne tırmanıp çıkar.
O, onların üzerine kilitlenecektir;
(Kendileri de) Dikilip-yükseltilmiş sütunlarda (bağlanacaklardır). (Hümeze Suresi, 2-9)
Hiç şüphesiz Allah müminlerden karşılığında mutlaka cenneti vermek üzere canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler, bu Tevrat'ta, İncil'de, Kuran'da onun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah'tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinip, müjdeleşiniz. İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur. (Tevbe Suresi, 111)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder